Uyanmak Zorundayız!

Uyanmak zorundayız. Bizi ipnoza sokan etkilerden kurtulmak mecburiyetindeyiz.

Kendimizin ne olduğumuzu hatırlamalıyız.

Spirituel hayatın bütün insanlara "gerçek hayat" hakkında bir örnek oluşturması için verdiği mücadelenin ne kadar zor olduğunu, şu son seneler içinde açıkça müşahede edebiliyoruz. Hakikî "manevî-ruhsal" hayatı asırlardan beri yaşayamayan beşeriyetin, böyle bir ihtiyacı tatmin etmek için olmadık araçlara başvurmasını hoş görmek gerekir. Dindarlığı ya da dinsel şuuru geliştirerek tanrısal bir yakınlaşma sağlamak için çok dar bir ufuk altında çok acil cehitler gösteren kitlelerde aynı zamanda büyük bir teşevvüş devresi içine girmiş olmaları sonucu, çok büyük sayıda insan sarsılmış ve asıl vazifeleri doğrultusundan kaymışlardır.

Gerek dünya, gerekse ülkemizin geçirmiş oldukları teşevvüş dönemlerinin etkisi üst üste binerek şimdi gözlemleyip, yaşadığımız toplum hayatını oluşturmuştur. Ama sanki bu teşevvüş devresinden bir türlü kurtulmamak ve uyanmamak gibi kuvvetli bir eğilim de var.

En kısa sürede toparlanmamız gerekmektedir.

Yarattığımız yapay sebepleri ileri sürüp siyasî, ekonomik-askerî ve toplumsal uyanmayı geciktirmemizin bedelini ağır ödüyoruz. Toplumun bünyesi, hemen her önemli noktasından yara almış durumdadır. Alınmış olan yaraların bir an önce onarılarak yeni bir alan kurulması acilen gerekmektedir. Bu yeni alan kendi içimizdeki değişik savrulma hareketleriyle bizi baş başa bırakacaktır. Yani ıstıraplı bir hayat.

Ülkemiz, beşerî ve ruhî tesirlerin yaratmış oldukları tahribattan dolayı son derecede sallantı hâlinde bulunmaktadır.

Hepimiz, varlıklar olarak, peşin hükümle, daima dirençler üretiyoruz. Her ne olursa olsun, bir direnç üretmeyi, farkına dahi varamadan meydana getirmiş olduğumuz davranış biçimlerine dönüştürerek kendi bünyelerimizdeki tahribatı meydana getirdiğimizi, kendi kendimize zarar vermeyi yaşadığımızı bilmemiz gerekir.

Ülkemizde, gerçek vazifelilerin, gerçek hissiyatlarını hissetmeye başladıkları andan itibaren insanlarımız arasındaki iletişimin son derecede düzgün bir seviye ifade ettiğini görebileceğiz. Ama bu vazifeliler gayet sınırlı durumdadır.

Olumlu dengelerin kurulmasının acilen bir düzen içine girmesi gerekmektedir. Cehit noksanlığı ve durağanlık sürüp geliyor. Kendi ışığımızı kendimiz güçlendirmek zorundayız. Toplum olarak, camia olarak, birbirimize çok yakın olma devresi içindeyiz. Olayları göğüslemek için tek vücut hâlinde olmak gerektiğini unutmayalım.

Uyanmak zorundayız.

Bizi ipnoza sokan etkilerden kurtulmak mecburiyetindeyiz.

Kendimizin ne olduğumuzu hatırlamalıyız.

Bu bocalama devresinde kendimizde meydana gelen değişikliklerin farkına varmalıyız ki, hadiseleri daha kolay atlatabilelim.

Bu devrenin ihtiyacı tamamen bilgi ve uygulamasına yöneliktir. Mucize, bilginin kendisidir.

Kaynak: Ergün Arıkdal



Eklenme Tarihi
16.12.2013 03:33:16